Sepetim
Alternatifi kapat icon
DÜNYANIN ALIŞVERİŞ YAPARKEN İYİLEŞTİREN İLK SİTESİ DÜNYANIN ALIŞVERİŞ YAPARKEN İYİLEŞTİREN İLK SİTESİ

Balayı Etkisi

Arrow Thin Left icon Arrow Thin Right icon
Balayı Etkisi

Yazar: Stella Namet Abulafya

Instagram: @s_telllll

İyi arkadaş nedir?

Sizin içinizi tanıyan ve ihtiyacınız olduğunda, sizi içine düştüğünüz karanlık kuyudan çıkarabilecek malzemeleri olan kişidir.

O sizin sırlarınızı bilir, sizin zayıf ve güçlü taraflarınızı tanır ve bingo! Tam ihtiyacınız olduğunda elinizi tutar, bir melek dokunuşu misali aydınlanırsınız ve “Hey aklım neredeymişsin, nasıl da görememişim. Meğerse bu kadar da basitmiş,” gibi cümleler kurmaya başlar, zihninizin düşünme şeklini sorgularsınız.

İşte tam da böyle bir durum içindeyken, arkadaşım bana, “Honeymoon Effect“ isimli kitaba göz at dedi.

Kitabın yazarı Dr. Bruce Lipton bilimsel hayatına hücre biyoloğu olarak başladı. Yaptığı araştırmalar ile hücre zarının yaşadığımız çevrenin aracılığı ile etkilediğini ve hücrenin davranışını ve psikolojisini kontrol ettiğini keşfetti. Ve epigenetik bilimini ortaya çıkardı. (Youtube’da bir çok videosunu bulabilirsiniz.)

Bu çalışmalardan çıkan bilimsel yayınlarda da moleküllerin zihin ve bedenle olan bağlantısını tanımlandı.

O zaman şu soruyu sormak gerekli, GENLER mi bizi etkiliyor yoksa BİZ mi genlerimizi etkiliyoruz?

Bu buluş Lipton’un şahsi hayatını da oldukça çok etkilemiş. Boşandıktan sonra bir daha asla evlenmem derken, kendini her daim balayında hissettiği bir evlilik yapmış.

Başlıktaki teorisine göre hayat her daim balayında gibi yaşanabilir. Hani o hayatınızın aşkını bulduğunuzu anladığınızda, dünyanın size toz pembe gözüktüğü o an vardır ya, işte o anın hayatımızda sürekli olabileceğini, yani hayatta yaşarken cennette yaşar gibi olabileceğimizi anlatıyor.

Peki o zaman bu cenneti bilinç halindeyken mi yaratıyoruz yoksa bilinçaltımızda mı?

O zaman bilincimiz mi yaşamımıza yön veriyor yoksa bilinçaltımız mı?

Genlerin hayatımızı kontrol ettiğine inanarak yetiştirilmiş olsak ta farkına varamadığımız şey, genlerin çıktısını kendimiz değiştiriyoruz. Yani tamamen sağlıklı iken zihnimiz her hastalığa neden olabiliyor. Ve aynı zamanda zihnimizi kullanarak o genleri yeniden yazarak normal hale getirebiliyoruz. Bu durumda bizim yasam kalitemizi etkileyen GENLER değil, ZİHİNDİR.

Zihnin içinde de bilinç ve bilinçaltı olduğuna göre, ne dersiniz bizi hangisi yönetiyor olabilir?

Lipton örneklemiş bizim için; Yolda araba kullanırken yan koltuktaki kişiyle sohbet ederseniz hala arabayı sürebilirsiniz çünkü bilinçaltınız programlanmış ve kayıt altına aldığı bir datayı kullanır, siz de sohbete devam edersiniz. Ancak size yolda ağaç gördünüz mü diye sorduğumda cevap veremezsiniz çünkü o anı otomatik pilotta kullanmış sayılırsınız. İşte yaşamı genelde otomatik pilotta yaşıyoruz, yani bilinçaltımızın programları ile. Farkında olduğumuzda ise tamamen başka bir kapı açıyoruz kendimize.

Bu kapının ardında bizi bekleyen ise yeni bir program kaydı. İşte Balayı Etkisi bu noktada devreye giriyor.

Bruce Lipton bize bilincimizi sağlıklı inançlar yaratmak konusunda yeniden programlayabileceğimizi işaret ediyor. Yani bedenimiz ve de hayatımız üzerinde olağanüstü pozitif etkiler yaratabilme kabiliyetimiz mevcut.

Gerçekten isteklerimize ulaşmak istiyorsak, bildiğimiz inanç kalıplarından özgürleşmemiz gerekiyor.

Hücrelerimizin bilinci var ve bu bilinç zihnimiz tarafından yönetilebiliyor.

Korku ve stres, hücrelerin kendisini yenilemesini önlüyor. Bu durumda hücrelerimizi “Kendini Koruma Modu”na sokuyor ve hücre kendini yenilemek için harcayacağı enerjiyi kendini korumaya harcıyor. Hücreler yenilenemeyince de ölmeye başlıyorlar; tabii o hücrelerin oluşturduğu beden de.

Toplumdaki herkesin bilinçaltını yeniden programlamayı öğrendiğini hayal edin. Sürekli sırıtan insanların aslında Lipton’un burada bize işaret ettiği nokta, bildiklerimizin dışına çıkarak düşünmeye başlamak.

Biyoloji, ruh, kuantum fiziği gibi noktaları birleştirmeye çalışan Lipton, hayatımızın ilk 7 yılında zihnimizin ailemiz, içinde bulunduğumuz toplum ve çevrenin etkisiyle nasıl programlandığından ve bunun bilinçaltımıza data olarak kayıtlandığından bahsediyor. Dolayısıyla sınırlarımızı aşamadığımızı ve hayatı başladığımız noktadan çok uzakta bitiremediğimizi ifade ediyor.

Peki sizce her kişisel gelişim kitabı okuyan “Aha öğrendim artık yeni bir bakış açım oldu,” dediğimizde bu mümkün mü?

Lipton’a göre bilinçaltı programını kırmanın yolu farklı. Ona göre bilincimiz kitap okuyarak, video izleyerek bir farkındalık oluşturabiliyor ama bilinçaltı bu şekilde öğrenmiyor. Onun öğrenme şekli hipnoz ve bu yaşamımızın ilk 7 yılında bize öğretilenlerle oluşuyor.

Bir diğer bilinçaltı öğrenme şekli ise tekrarlama ve pratik yapma. Sevdiğim bir sözü var: “Fake it, till you make it.”

Lipton diyor ki yapmak istediğiniz şeyi sürekli tekrarlayın, örneğin an içinde mutsuz olsanız dahi kendinize sürekli mutlu olduğunuzu söyleyin. Bu şekilde bilinçaltınız sahip olduğu programı hücrenizdeki bilinen kayıt ile değiştirebilir ve yazılmış olan mutsuzum eski programını kırabilir.

Bunu yapmak kolay mı? Değil.

Değer mi? Fazlasıyla.

Yani Bruce Lipton’a kulak verip yaşarken ki cennetimizi yaratmak elimizde. Tek yapmamız bilinçaltımızı değiştirmek.

Sevgili hücrem sana sesleniyorum; 2020 harika bir yıl olacak!

Yorum bırak