Sepetim
Alternatifi kapat icon
DÜNYANIN ALIŞVERİŞ YAPARKEN İYİLEŞTİREN İLK SİTESİ DÜNYANIN ALIŞVERİŞ YAPARKEN İYİLEŞTİREN İLK SİTESİ

Klostrofobi

Arrow Thin Left icon Arrow Thin Right icon
Klostrofobi

Yazar: Stella Namet Abulafya

Instagram:@s_telllll

Klostrofobi, kapalı alan korkusu olarak bilinir. Bu fobiye sahip kişiler, genellikle kapalı ve küçük yerlere girmekten korkarlar ve girdiklerinde panik atak geçirirler. Nefessiz kalacaklarını ve boğulacaklarını düşünürler. Bu hissin genellikle çocukluk döneminde yaşanmış travmatik olaylardan kaynaklanabileceğini söylüyor psikologlar.

Oysa çocukluk travması ile alakası bile olmayan günlerindeyiz klostrofobi adına. Bütün dünyanın gündemine oturan Corona virüsü, bir şekilde hepimizi mekanlarımıza daha da ötesi zihinlerimizdeki dar alanlara hapsetti ve oradan dışarı çıkamayalım diye bir hayli çabadayız sanki. İçerde kaldıkça oluşan korkunun dozajı bir hayli yüksek.

Ben savaş yaşamadım, sokağa çıkma yasağı dönemlerini de küçük yaşta olduğumdan pek hatırlamıyorum, o yüzden geçmişten gelen, çözüm odaklı kapalı bir yerde kalma deneyimim olmadığından, şu an içerde kapalı kalma konusu nedense beni bir hayli huzursuz ediyor? Soruyorum kendime neden içeride sıkışıp kalmaktan korkarız?

Psikologlar diyor ki; korkuyu yenebilmek için bazı çalışmalar yapın. Örneğin; algınızı değiştirin, korkuyla yüz yüze gelmeye fırsat verin, kaygılarla mücadele edin, düşünceleri kontrol altına alma çalışmaları yapmayı deneyin gibi. Nefes alma ve gevşeme egzersizleri de bu sürecin atlatılmasına yardımcı olacaktır. Yoga ve doğayla iç içe olmakta korkularımızı hafifletir diyorlar. O kapalı mekanın bizi yutacağından, bizi boğacağından, bizi öldüreceğinden korkarız. Ama hiç şu soruyu sormayız kendimize; Korkan kim?

Korkan kişiyi biz sanarak yaşadığımız için kapalı kaldığımız mekanda yüreğimiz sıkışır.

Oysa korkan kişi bizim yaratımımız. Bizden bağımsız olan, toplum bilincinin bizde oluşturduğu ve biz sandığımız kişiliğimiz. Ona korkularımızı veriyoruz ve tüm etkilerin sonucunda içeride nefessiz kaldığını düşündürtüyoruz. Şimdi ondan korkularınızı alırsanız içeride hala can çekişecek mi?

Bilinç burada devreye giriyor. Bilinçli bir şekilde o korkumuzla yüzleşemediğimiz için bir şekilde kendimizi görünmez yapıyoruz. O odada nefessiziz. Ne var o odada? Fark edersek aslında oda da kendimizden başka bir şey yok.

Korkularımız, başarısızlıklarımız, sevgi ihtiyacımız, değer görme beklentimiz, güvensiz alanlarımız, kırılganlıklarımız, hayal kırıklıklarımız… Bu duyguların oluşturduğu korkular tehdit yaratıyorsa korku seviyemiz yüksek, baş edilebiliyorsak ise korku seviyemiz düşük oluyor yaşamda. Oysa korkuların hiç biri gerçek değil, bir nevi hikayelerimiz. Kendimizi var edebilmek adına yarattığımız algılar. Nefessiz kalarak o kapalı odada ölmek istemiyorsak korkularımızın nedenlerini tanımamız lazım.

Kendimizi aldatmaktan vaz geçip o odada benden başka hiç bir şeyin olmadığını idrak edince zaten klostrofobi hissini ortadan kaldırmış olacağız. Doğrudur ki algımız değişince önümüze kocaman bir boşluk çıkacak ve değişimin başladığı an o boşluğu fark ettiğimizde olacak. Şimdi sıra yarattığımız o boşluğun içine ne koymak istediğimizde… Kendi elleriyle yarattığı böyle bir mekandan korkar mı insan? Tabii ki hayır ancak yaşamda bizler sanırım bunun tam tersini yapıyoruz. Niye? Anlatacak hikayelerimiz olsun diye.

Kimin hikayesini dinlemeyi severiz? Yarı yolda kalmış, panik atak içinde yaşam süren birinin yolculuğunu kim dinlemek ister. Eğer bir hikayemiz olsun istiyorsak, onun için kendimizi sakinleştirebilmeli ve o odanın içinde kapalı olmaktan ürkmemeliyiz. İçinde bizden başka bir şey olmayan o odadayken, anlatacak bir hikayemiz olmayacak ama biz kendimizi anlatıyor olacağız. Kendini kapattığı yerden çıkarabilen klostrofobik birini değil beni, bizi dinlemeye gelecekler. Hikaye yolda olanlar. Önemli olan sensin hikayen değil. İnsanlar seni sen olduğun için dinlesinler, yarattığın hikaye için değil.

Şimdi en önemli soruya geldim, ben bunu istiyor muyum? Buradaki ben kim? Kim bu soruları bana yöneltiyor? İçeride kalmaktan korkan ben mi? yoksa onu yaratan ben mi?

Stefana D’Anna’nın dediği gibi “ İnsanın asıl hastalığı ‘kendisinin dışında’ olmasıdır. Onun için içsel bir dünya olmadığı gibi, dış dünyayı da tapınılacak bir ilah, hayranlık duyduğu ve bağımlı kalmak zorunda olduğu bir saplantı haline getirmiştir. Dışarıdan gelen her türlü şeyin dönüştürülmesi gerekir. Dönüştürdüklerimiz yeni bir yaşam olarak boşluğu dolduracaktır.

Bir kaç sabahtır Mooji’nin canlı Satsang bağlantısını dinliyorum. Bu sabah beni kendime getiren cümle bu oldu.

Şimdi söylediklerimi anladıysan yerine otur. Anlamadıysan anlamak için kendine zaman ver. Eğer “zamanım yok, hayat beni bekliyor,” diyorsan o zaman zamanın olduğunda gene gel konuşmaya.

Hepimize akıl sağlığımızı bedenimizle birlikte koruyabileceğimiz güzel günler diliyorum.

(2) yorum yapıldı

  • Ağu 01, 2020

    Thank you for sharing your thoughts.
    As I did 12 days of self quarantine at the beginning of March and now have to go again with the whole world, I have learned this could be a positive experience. Relax, breath, imagine the world outside is not relevant. You are the most important part, you and your family.
    We do not need many things, we have everything inside our heads.
    Funny, I’m the kind of person that never spends any time at home. The past few days, I just can’t get enough.
    Enjoy these tomes, they will never be here again.

    — nir zavaro

  • Ağu 01, 2020

    Thank you,

    I read your post from keepolim group, thank you for sharing, I really liked your text and I can feel and hear your story. Learning to breathe and yoga, new things for me and I now understand that they help. Also talking to someone by phone and catching up with old friends. From an also ex almost claustrophobic as well,friend, taly

    — Taly

Yorum bırak

Önceki yazılar